godot’yu beklerken – waiting for godot

Mekan: Bir köy yolu. Bir ağaç. Akşam.
Nasıl ki dünyaya gelirken bir şeyimiz yok, beklerken de hiç bir şeye sahip değiliz.

Gogo :
– Yapacak bir şey yok.
Didi :
– Ben de bunu düşünüyordum… İşte yine birlikteyiz. Hadi bunu kutlayalım. Kutlayalım… Ama nasıl?

Daha ilk anda karşımızı çıkan derin ve vurucu bir diyalog Gogo ve Didi arasında geçen. Hayatları baştan aşağı aynı etki ve tepkilerle örülü – işte yine birlikteyiz -; yapacak bir şey bulamayan – ya da yapılacak her şeyi anlamsız bulan –  ve de bir eylemin ne anlama geldiğini bilmeyen – kutlama ama nasıl? – eylemi olduran şeyi bilmeyen insanlar.

Didi, kendisinin de emin olamadığı geçmişi ve kavrayamadığı şimdiyi hafızasında tutan bir karakter olarak çıkar karşımıza. Gogo ise biyolojik ihtiyaçlarını bedeninin kendisine hatırlatmasını saymazsak, geçmişe dair hiç bir anıya sahip değildir. Bir bekleyişte en çok ihtiyaç duyulan şeylerden birisi olan hafıza, Gogo’da işlevini yerine getiremiyor; Didi’de ise bulanıklaşıyor. Böylece geçmişin analizi yapılamadığı gibi, geleceğe dair bir plan da sunulamıyor. Hatırlanan tek şey ne olduğu, nasıl olacağı, ne zaman olacağı pek de bilinmeyen gelecek zamanlı bir buluşma: bir bekleyiş. Şimdiye bağlı olan, belki sonsuza kadar sürecek bir bekleyiş : “Godot’yu beklerken”

Bu bekleyişte ne eksik ? Ya da ne tam ? Anılar eksik. Planlar, ne beklendiğinin bilinmemesi, bekleyişin ne kadar süreceği… Yaşanan anların hafızalardaki eksikliğinden olsa gerek yaşadıklarından da emin değiller. Hatta yol üzerindeki ağacın yaşadığından bile.

Vakit geçirmek için Didi’nin anlattığı hikaye her ne kadar umut verici olsa da Gogo için, yine de gitmek ister:
– Umut verici bir hikaye. Hadi gidelim.
Didi:
– Hayır gidemeyiz.
Gogo:
– Neden?
Didi:
– Çünkü Godot’yu bekliyoruz.

Yarılanmak üzere olan başka bir hikayede yine aynı soruyu sorar Gogo:
– Şimdi ne yapıyoruz?
Didi:
– Godot’yu bekliyoruz.

Beklerken intihar olayını konuşurlar. Ama intihar da edemezler. İpleri yok. Hem ağaç taşımaz Gogo’yu. Çok ağır çünkü. Umut yine belirsiz bir geleceğe, geleceği belli olmayan, Godot’ya bağlanır. Devam eder bekleyiş. Didi, Godot’yu hatırlamaya çalışır, onla ne konuştuklarını… Aslında tam da hatırlayamaz da. İsminin “Godot” olmasından bile şüpheye düştükten sonra “İnsanın özü değişmez” yargısına varır. Hafıza kusurunun yanında, hayata karşı değişmezliklerini de dile getirmiş olur böylece Didi.

İpleri efendisinin elinde olan bir uşak görülür ilkin:Lucy. Arkasında ise onu kırbaçlayan efendisi: Pazzo.
Pazzo uşağını “kötü huylu” ve “yabancıları sevmeyen” bir insan olarak tanıtır. Kendisi dışındaki insanları uşağı için yabancı ilan ediyor Pazzo. Uşak sadece komutlardan anlıyor, onun hafızası da sadece komutları tutuyor anlayıp tepki vermek için. Lucy rutin şekilde emir alıp işleyen, tek bekleyişi “başka bir emir” olan bir insan tipi olarak çıkıyor karşımıza.

Uşak kendi hareketini emir almaya; efendi emir vermeye; Didi ve Gogo ise Godot’ya bağlamıştır. Hareket..? Yaşamak mı diyelim yoksa?

Uşağını ve kendisini tanıttıktan sonra, Pazzo,  Lucy’i panayırda satmak için yola çıktıklarını belirtir. Bu sırada Didi’den Pazzo’yu Godot’ya benzettiğini öğreniyoruz. Fakat Pazzo, Godot olmadığını söylüyor. Az sonra Didi bir an gitmeyi getirir aklına. Ama Pazzo hatırlatır kendisine birisini -Godot’yu- beklediğini. Zaten bu hatırlatma işi Gogo’dan da beklenemezdi. Gogo anını bile hatırlamaktan aciz.

Lucy’nin neden hep yükleri elinde tuttuğu merak konusu olur. Pazzo’nun cevabı ilginçtir. Lucy’nin kendisini etkilemeye çalıştığını belirtir sanki köle sıkıntısı çekecekmiş gibi, sanki Lucy’yi sonsuza kadar yanında tutacakmış gibi üstüne üstelik. Ama bir şeyi de belirtir Pazzo: “Lucy olmasa kendisini “ağa dolanmış balık” gibi hissederim”.

Pazzo geceyi, alaca karanlığı anlatır sonra der ki: “eğer insan ne beklediğini biliyorsa, endişe etmesine gerek yoktur. İnsan sadece bekler, alışageldiği gibi”. Pazzo, sonrasında, uşağının eskiden ne kadar yetenekli olduğunu anlatır Gogo ve Didi’ye. Dans edermiş.. Düşünürmüş… Konuşurmuş.. Artık bu yetenekleri kalmadığı için onu panayırda satacağını belirtir. Gogo ve Didi, Lucy’nin düşünmesini isterler. Daha önce yere düşen şapkasının başına takılmasıyla Lucy düşünmeye başlar. Lucy’nin düşüncesinde abuk sabuk isimli bilim adamları, araştırma kuruluşları, henüz bitmeyen araştırma projeleri vardır. Lucy’nin konuşmasında bilimin, insana anlam vermeye çalışmasının anlamsızlığı var. “Anlama”eylemi zamana bırakılmıştır. “İnsan, dışkılama ve beslenme edimlerinden dolayı eriyip gitmektedir, gözlemlenen gelişmelere karşı da zayıflamaktadır. Fakat insan bu eriyip gitmeye,bu zayıflamaya yanıt verecektir.”

Tüm bu konuşmalardan sonra bayılan uşağı uyandırmak için Gogo ve Didi yardımcı olur. Onu kollarından tutarak ayağa kaldırırlar. Pazzo da uşağın ellerine yükleri tutuşturur, onu uyandırır. Pazzo’nun Lucy’inin köle olduğunun bilinciyle uyanmasını istemektedir. Eğer böyle yapmasaydı Pazzo, Lucy onun kölesi olur muydu acaba ? Uykudan nasıl uyandığımızın, kendimizi bilmemiz açısından ne derece önemli olduğunu sorgulanmalıdır.

Lucy kendisine geldikten sonra oradan ayrılır efendisiyle.

Didi:
– Bu arada vakit geçti.
Gogo:
– Öyle ya da böyle geçecekti zaten.
Didi:
– Evet ama bu kadar çabuk  geçmezdi.
Gogo:
– Gidelim.
Didi:
– Gidemeyiz.
Gogo:
– Neden?
Didi:
– Godot’yu bekliyoruz.

Didi, Pazzo’nun ve Lucy’nin çok değiştiğini söyler Gogo’ya. Onları hatırladıklarını fakat Pazzo’ya ve Lucy’e bu hatırlayışını belli etmediğini belirtir, çünkü onlar da Didi’yi tanımamışlardı. Fakat yine de Didi emin değildir: “Belki de aynı kişiler değildi”. Böylece yine emin olmadığı geçmişiyle karşımıza çıkıyor Didi. Didi’nin şimdisi yaşanan şeylerin şüphesiyle bulanıklaşır.

Godot’nun bu akşam gelemeyeceğini fakat yarın kesinlikle geleceğini haber verecek bir çocuk gelir yolun diğer ucundan.Çocuk, Godot’nun yarın geleceğini söylemesiyle umut görevini üstlenmiş oluyor. Didi çocuğa bir kaç soru sorar, ama en kayda değer soru mutlu olup olmadığıdır. Çocuk bu soruya “bilmiyorum” der. “Sen de benim gibisin” der Didi. Didi, çocuğa kendilerini gördüğünü Godot’ya iletmesini söyler. Çocuk gider. Artık umutludur Didi çünkü yarın Godot gelecektir. Didi ve Gogo oradan uzaklaşırken ağacın önüne gelirler. Gogo, “Keşke bir ipimiz olsaydı. İntihar ederdik… Yarın hatırlat da ipimi getireyim” der. Anlaşılan o yarına dair bir umut beslemiyor. Birden Didi’nin onun bir gün intihardan kurtardığını hatırlar çok anısını anımsayamamasına rağmen. Ayrılsak mi diye sorar Gogo, Didi’ye. Çünkü aynı yolun yolcusu değillerdir ona göre. Ama emin de olamazlar aynı yolun yolcusu olup olmadıklarına. Hatta ayrılmanın onlar için iyi mi kötü mü olacağına da emin olamazlar. Zaten hiç bir şeyden emin değiller, her şey belirsizdir. Uzaklaşırlar oradan.

İkinci sahne Didi nin bir türlü bitiremediği bir şarkıyla başlar. İki defa teşebbüs eder bitirmeye fakat bitiremez, çünkü yine hafıza sorunuyla karşı karşıyadır: şarkının sonunu hatırlayamaz. Her türlü sonlanamayan eylem, beklemek de dahil, acaba hafızanın mı yüzünden?

Gogo gelir. Geçen gece kaldığı yerde dayak yemiştir muhtemelen. Didi ona ne olduğunu sorar fakat Gogo konuşmak istemez. “Bana bir şey sorma. Bana dokunma, benimle kal..” der. Didi ise onu hiç terk etmediğini söyler. Gogo’nun cevabı ise: “Gitmeme izin verdin.”.
Didi, Gogo’yu mutlu olduğuna ikna eder sonunda. Fakat yine bir sorun vardı: mutlular ama şimdi ne yapacaklar? Tabii ki Godot’yu bekleyecekler.

Beklemek… Ölümlü bir dünyada beklemek: “Herkes çarmıhını sırtında taşır ölene kadar. Ve unuturlar. Bizler tükenmeyiz.”

“İnsan ararken bir şeyler işitir. Bu da düşünmesini engeller, doğruyu bulmasını engeller. Düşünmüş olmak en kötüsü: her yer ceset, iskelet. Doğaya dönmek en iyisi, fakat onu da denedik”. Düşünmemek, vakit geçirmek için türlü oyunlar oynarlar. Küfrederler, spor yaparlar, soru sorarlar birbirlerine …

Gogo:
– Daima bir şeyler buluruz değil mi Didi, bize varolduğumuz izlemini verecek?
Didi:
– Evet, büyücüyüz biz.Ama yapmaya karar verdiğimiz şeyler konusunda azimli davranalım unutmadan.

Gogo:
– Gidelim.
Didi:
– Gidemeyiz.
Gogo:
– Neden?
Didi:
– Godot’yu bekliyoruz.

“Hepimiz deli doğarız, bazılarımız öyle kalır.”

Lucy ve Pazzo tekrar gelir. Lucy durur. Pazzo ona çarpar Lucy bayılır ve düşer. Pazzo da onun üstüne düşer. Pazzo yardım ister. Pazzo, Lucy’nin üstündeyken, uzun bir süre Gogo ve Didi yardım edip etmeme konusunda tartışırlar. En sonunda yardım etmeye karar verirler. Çünkü yardım etme de bir tür vakit geçirme yöntemidir !

Yardım edilen Pazzo onları tanımaz. Çünkü görmüyordur. Görmek tanımadıktır Pazzo için. Ama o kördür artık. Bir sabah uyandığında kör olmuştur. Bazen hala uykuda olduğunu düşünmektedir Pazzo. Didi her ne kadar bir önceki günü anlatsa da Pazzo bilmez hatırlamaz onu. Bir önceki günü olmamıştır Pazzo’nun: körlerin zaman kavramı yok, zaman nesnelerini görmez onlar. Ama Didi bunun aksi üstüne yemin edebilir!

Yerde baygın bir şekilde yatan Lucy’nin de uyandırılması gerekmektedir. Pazzo’nun bir kolundan Didi, diğer kolundan Gogo tutmaktadır. Didi, Gogo’ya Pazzo’yu bırakıp Lucy’i uyandırmasını söyler. Ama Gogo gidemez bir türlü. Niye gitmiyorsun sorusuna verdiği yanıt : “Godot’yu bekliyorum”. İlk defa Gogo niçin gitmediğini anımsıyor. Gogo’yu o an için hafızayla barıştıran şey neydi acaba? Gogo’nun görüyor olması mı?

Körlük Pazzo’nun hafızasını silmiştir. Ne için yola çıktığını da bilmemektedir. Her şeye rağmen unutmadığı tek şey: Lucy’nin efendisi olması.

Lucy kendine geldikten sonra ufaktan yola koyulurlar Pazzo ile birlikte.

Didi:
– Gitme.. Eğer her türlü yardımın imkansız olduğu yerde düşerseniz ne yaparsınız?
Pazzo:
– Kalkmayı başarana kadar bekleriz. Sonra tekrar yola koyuluruz.

Pazzo’nun Godot’su da “ayağa kalkmayı başarmak” oluyor bu durumda.

Didi, Pazzo’dan Lucy’i tekrar konuşturmasını ister. Pazzo Lucy’nin dilsiz olduğunu söyler fakat Didi daha dün konuştuğunu söyler ve ne zaman dilsiz kaldığını sorar. Bunun üzerine Pazzo sinirlenir : “uğursuz zaman hikayelerinizle bana yeteri kadar işkence yapmadınız mı? Günün birinde işte. Yetmez mi?”

Pazzo:
– Günün birinde… Diğer günlerden farksız bir günde.. O dilsiz oldu ben kör. Günün birinde sağır olacağız, günün birinde öleceğiz. Aynı gün aynı an. Bu kadarını bilmek yetmiyor mu? Bir ayağımız çukurda dünyaya getirirler bizi.Güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir.

Bu söylemle Pazzo yaşanmışlığı; görmenin, duymanın, konuşmanın olmamasıyla  değersizleştirmiş, sıradanlaştırmış oluyor. Eğer duyular yoksa, zaman da yoktur, artık kayda değer bir şeyler de yoktur.

Lucy ve Pazzo uzaklaşır.

Didi, o sırada uyuklayan Gogo’yu uyandırır.
Gogo:
– Beni neden uyandırıyorsun.
Didi:
– Kendimi yalnız hissediyordum.
Gogo:
– Rüyamda.. Rüyamda mutluymuşum …
Didi:
– Sakın anlatma ! …

Didi merak ediyordur; zaman kavramının olmadığını söyleyen bir kör ne ister ki? Gogo, Didi’ye Pazzo’nun Godot olup olmadığını sorar. Didi, kesinlikle olmadığını söyler. Nasıl bu kadar emin olabilir ki?

Didi:
– Uyuyor muyum ben başkaları acı çekerken? Şu anda uyuyor muyum? Yarın uyanınca, ya da uyandığımı zannedersem bugün hakkında ne diyeceğim? Dostumla Godot’yu beklediğimi mi? Pazzo’nun kölesiyle birlikte geçip gittiğini mi? Ama bütün bunların içinde ne kadar doğruluk payı olacak? Gogo.. O bunların hiç birinin farkında olmayacak. Yediği tekmelerden bahsedecek, ben de ona havuç vereceğim. Bir ayağımız çukurda, zor bir doğum doğrusu. Mezarcı çukurun dibinde forsepsi yerleştirir. İhtiyarlığa vakit var daha önümüzde. Hava çığlıklarımızla dolu. Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı. Bana da bir başkası bakarak uyuyor diyor. Kendisinin de uyuduğunun farkına varmadan uyuyor, hiç bir şey bilmiyor. Uyusun bakalım benim için diyor. Böyle devam edemem.. Ne dedim ben ?!

Didi kendisi üzerine düşünürken, böyle devam edemeyeceği fikrine varmışken; çocuk, yani Godot’nun gelmesine dair olan umut yeniden gelir yolun diğer tarafından.

Didi:
– Beni tanıdın mı?
Çocuk:
– Hayır.
Didi:
– Dün gelmemiş miydin?
Çocuk:
– Hayır.
Didi:
– İlk defa mı geliyorsun?
Çocuk:
– Evet.
Didi:
– Bay Godot’dan mesaj mı getirdin?
Çocuk:
– Evet.
Didi:
– Bu akşam gelemeyecek? Yarın akşam gelecek?
Çocuk:
– Evet.
Didi:
– Kimseyle karşılaştın mı? İki adamla..
Çocuk:
– Hayır… Bay Godot’ya ne diyeyim?
Didi:
– Bizi gördüğünü söyle. Bizi gördüğüne eminsin değil mi?
Çocuk:
– Evet efendim.

Gece olur. Gogo, Godot’yu ekme fikrini önerir fakat Didi kabul etmez. “Bizi cezalandırır” der Didi.
Sonra ağaca bakar: “Her şey ölü. Ağaçtan başka.”
İlk sahnede canlılığından şüphelendiğin ağacın artık yaşadığına karar kılmıştır.

Yine yola koyulurlar yarın aynı yere gelmek üzere.
Yine aynı ağacın önünden geçerler.
Yine aynı intihar fikri.
Yine, yeniden gelecek olan fakat sonlanmayan bekleyiş:
tüm eylem fikirlerinin oluşmadığı bir hayat, salt kurgunun egemen olduğu.

Advertisements

Tags: , , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: