Archive for the ‘Fildişi Kule’ Category

iki fotoğraf

September 6, 2015

henri cartier

Yukarıdaki fotoğraf henri cartier’e  aittir. En sevdiklerimden birisi. Sembollerle dolu: yaşamı temsil eden çocuklar, doğum-yaşam-ölüm döngüsünü gösteren çember, ölümü hatırlatan bir cenaze arabası. Cenaze arabası bu dünyadan giderken, çocuklar koşarak geliyorlar. Yaşamın ve ölümün yönleri farklıdır diyor bize henri cartier. Çocuklar aşağı doğru koşup o fotoğraftan çıktıkları an, belki de bir müddet sonra,belki yıllar sonra cenaze arabasıyla yukarıya giderek fotoğrafa tekrardan dahil olacaklar. Onlar giderken, başka çocuklar gelecek..

 

aylan

Aylan’ın fotoğrafı. Anladığım tek şey; içi hayat dolu olan deniz, kıyısına vardığında yaşamı tüketiyor – o kıyıda insanlık yaşamıyorsa – …

Advertisements

felsefede kendi sesini bulmak üzerine

January 12, 2015

felsefe-sanat ve bilim arasındaki sınırları, ayrımları, hangisinin nerede başlayıp diğerinin nerede bittiğini açıklayan en güzel örnek ne olabilir? uzun zamandır kafamı meşgul eden sorulardan birisidir kendisi. peki niye önemli ki benim için bu sorun? tek bir cevabı var: “felsefede kendi sesimi bulmak” istemem. daha önce gidilmiş yollardan gitmemek; bu yollara yan yollar açmamak; binilen araçlara binmemek tekrardan aynı duraklarda durmamak için.

en güzel örnek olarak şöyle kurgusal bir şey önerebilirim. modern bilimi, adem’in cennetten kovuluşunu,sözde teknolojik devrimin simgesi olan elma.. bu elmanın bir ağaçtan yere düşüşü.

bir elma neden ağaçtan yere düşer?” sorusu peşinden bilim koşar. bunun cevabı için kendisine ağaç, elma, ölçüm cihazları .. ve bir de bu soruya cevap olabilmesi için yer çekimi gereklidir.

bir elma bir ağaçtan yere nasıl düşer?” sorusu peşinden ise sanat koşar. bunun cevabı için soruyu soran kişinin yeteneğine bağlı olarak ya kağıt-kalem, ya kamera, ya renkler/çizgiler ya da nota .. gerekir. elmanın yere düşüşünün izlemini, hayali ya da kurgusu bir sembol (ki sanatın olayı bence sembol üretmedir. bu sembol bir bütün olarak ele alınabilen şarkı, beste, tablo, film gibi şeylerdir) aracılığıyla anlatılır.

felsefenin bu noktada sorusu nedir peki?

bir elma bir ağaçtan ne için yere düşer?
bu soruya cevap verebilecek 2 cepheden birisidir felsefe (diğer cephe ise dindir). felsefenin bu soruyu cevaplayabilmesi için düşünenin elma olması gerekir, toprak olması gerekir, ağaç olması gerekir, hava olması gerekir, su olması gerekir; aç bir hayvan, küçük bir çocuk, o ağacın yanından geçen derviş, elmanın içindeki kurt olması gerekir… izlenimlerin, kurguların, hayal gücünün, nesnelliğin, öznelliğin aşılmasıdır felsefe.
eşya üzerine başka bir konuşma,düşünme ve eylem biçimidir.

neden-siz

August 21, 2014

NEDEN
Neden
Hep
Boş
Bir
Bardağa
Yüksünmeden
Boyun eğer
Sürahi
Metin Altıok

Sadece “neden” diye sordu? “Neden” kelimesinin arkasına bir zamir getirmediği gibi bir fiil de getirmemişti.

“Neden” in, eğer arkasından bir fiil, bir zamir, bir özne ya da bir sıfat gelmiyorsa; ait olduğu bağlamı nasıl bulabilirdi?
Belki de asıl soru şu: “Neden” sorusunun sorulduğu çevreyle ilişkisi nedir?

“Neden” sorusuna değişik açılardan bakıp farklı sorular soruyordu O:
“Bir an, diyelim ki “neden” kelimesi arkasına farklı farklı fiiller getirdim. Bu noktada cevabı arayacağım tüm dünyalar aynı mıdır?”
Kendisi bu sorunun cevaplarını mevcut tüm dünyaları içeren bir yerde aradı: yaşamda!: “Hayır,farklıdır. ‘Neden varız?’ın cevabını kendimizde ararken, ‘Deniz neden mavidir?’ in cevabını gözlerimizde, denizde, gökyüzünde, ışıkta ararız. Hatta bu cevapların peşindeyken, bindiğimiz araçlar farklı farklıdır. Maviliği bilimle gözlemlerken, Varlık’ı felsefeyle ararım. Yani o eylem hangi dünyada gerçekleşiyorsa orada aramalı cevabı.”

“Peki ya, ‘neden’ sorusunun arkasında bir özne,zamir gelirse? Bu durumda cevap hangi dünyalardadır? Benim dünyamda mı O’nun dünyasında .. mı?” diye sordu o.
“Sorunun yöneltildiği öznenin belleğinde aramak lazım” dedi Kendisi.
Çünkü; kendisi tüm yaşamın bellek ve hatırlamadan ibaret olduğunu, en azından şu andan öncesinin hep böyle olduğunu ve yarının eyleminin bugünün hatırlanması olacağını biliyordu. Eylemlerimiz bile belleğimizde, hatırlama biçimlerimize bağlı olarak tasarlanan bir şeydi.

Spinoza, bilincin sadece sonuçları bildiğini ve yaşadığını yazar. Bilinç tüm nedensellik zincirinden mahrumdur. Belki de bundan dolayı bir öznenin ‘neden’inin aranacağı en iyi yerdir bellek, hatırlama ile …

“Bizler hep hatırlamayız …”

 

 

 

 

ayna-sız

June 9, 2014

ayna’ya kimin gözünden bakmalıyım diye düşünüyordu kendisi?

şairin gözünden bakınca kelimeler, yönetmenin gözünden bakınca film kareleri imgeleniyor aynada.
çirkin cadı gözünden bakınca aynaya sorulacak tek şey başka güzelliğin mümkünlüğü olurken, bilge kahin gözünün aynada gördüğü gelecekten başka nedir?

her sıfat kendinde eksik duyduğu şeyin, her meslek kendi nesnesinin peşine düşüyor.
çirkinlik güzelliğin, bilgelik geleceğin, şair kelimelerin, yönetmen film karelerinin …
aynaya bakan irade eden (kendisi) ise eğer, irade edilenin (o’nun) peşine de düşebilir bu durumda.
bu açıdan o’nun peşine düştüğü yerdir ayna kendisi için.

o’nla görülen diğer anlamlar
geçmiş ile gelecek arasındaki ayrımdır ayna.
geçmiş ve geleceğe yer vermeden sadece an‘ı tutar belleğinde, o’na dair imgeleri, duyumsamaları.
zamanı mühürlemenin tek yolu.

bundan dolayı ayna‘yla dolaşmaya karar verdi kendisi.
o’na ait her eylemi, hatta bu eylemlerin amacın kendisini aşıp o’nun göstergesi durumuna geldiği her an’ı  hapsediyordu.
yaşanmış saymanın o‘nla geçen zamanın tek yolu buydu.

 

eylemlerin önceliği

July 8, 2012

ben senin fotoğrafını çekerken sen benim resmimi çizebilir misin? ya da sen benim resmimi çizerken ben senin fotoğrafını çekebilir miyim? hangi eylemin önce olduğu sonucu değiştirir mi?
ellerin ellerime karışır mı mesela?
gözlerin gözlerime?
aklın aklıma?
ruhun ruhuma?
dudakların dudaklarıma?
belki tuvale benim elim, benim aklım, benim ruhum,sendeki benliğim düşer senin resmini yaparken.

sığınak

March 25, 2012
her yabancı korkuda
ilk sana sığınıyor insan
yamaçlarına uzanıyor
ve gölgelerin çekilmesini bekliyor.

Aklım gibi deniz, senin gibi liman

March 25, 2012
aklım gibi bu şehrin denizi
kıyılarda son bulurken dalgalar
baş ağrılarım kafatasıma çarpar
deniz bir kum tanesini bir kıyıya ulaştırmak için gelir
deniz bir kıyıyı bir kum tanesine anlatmak için gider
 
aklımda da gel-gitler olur
“gel”ler her seferinde
sana gelmek için koyulurken yola
“git”ler anlar sen yoksun orada
ne biçim limansın sen?
hiçbir gemini beklemiyorsun
düşüncelerin yol vermez
hissettiğim rotalar ise sana varmaz
 
aklım gibi bu şehrin denizi
senin gibi bu denizin limanı

ne yapıyorum?

March 24, 2012

sadece varlığını çoğaltıyorum, tek olmana rağmen.

gramer

October 23, 2011

dilsiz cümlelerin grameri nedir?
kelimelerinde hangi sesleri biriktirir?

anladım

June 27, 2010

anladım ki hiç bir hayat, biyografilerdekiler kadar hızlı akmıyor.