Archive for the ‘Şiir’ Category

olmayanları şehrin

October 23, 2014

orada olmayanları bir şehrin:
ıssız apartmanları
yolcusuz otobüsleri
yerlerini tarifleyecekleri olmayan durakları.
ne zaman bir yolculuğa yeltensem kaptansız vapurlarıyla,
açılmayacak kanatları sanki martıların.

Advertisements

bach sonatı – bülent ecevit

April 6, 2014

BACH SONATI

ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
boşlukta bir aşk örüyor

ses olmuş duygular
yaklaşır dalga dalga zamansız
kavuşsa da seslerimiz birbirine
biz kavuşamayız

ne kollarımız var saracak
ne öpecek dudaklar
ne görülecek yüzümüz var
ne görecek göz

biz aşk örüyoruz boşlukta
çizgiden soyut
zerreden öz

fikret kızılok'dan dinleyebilirsiniz..

kadın ve mor

April 4, 2014

senin rengini aradığım şehirler var haritamda. tüm ışıkları kapatarak gözümdeki ve üstelik içim körken.
sokaklarında o şehirlerin, gece yarısında bin türlü yol yürürüm mor’a çıkmayan.
zamansız yağmış yağmur- ‘un şehrinde, şimdi yanaşmış bir vapur- ‘un henüz terkedilmiş martılarındanım.
kurtulabilsem kanatlarımdan ,sonra atlayabilsem kıyıdan mor bir balık olup kalacağım denizinde.

güneşi söndürülmüş başka bir şehrin, isyan sokağında henüz duvara yazılmış mor’lu kelimelerden ibaret varlığın.
okunmaktan bıkmamışsın her seferinde silinmekten bıktığın kadar.

kuzeyden esen rüzgarın- ‘la hangi yaprakları savurmayı sevmişsin en çok?
mor bir menekşe bulsan hani koparacaksın toprağından o toprak mor değil diye.

beş hal

May 3, 2012

[5-son hali]

der ki:
“odanı aydınlatan sadece bir mum ışığı.
gözlerini kapat ve mum ışığını dinle.”

[4-uyku vakti her zaman uyku vaktidir hali]
sadece sen yokken rüyalarım kabusa döner.
az önce, duymadığın çığlıklar uyandırdı beni.

[3-ekşın(hayat) hali]
hayat en çok ne kadar yaşlandırabilir insanı?
gün doğdu gene bak!
hayat ne kadar yaşanabilir?
yaşamak için çağdaş nedenler bulmalıyım:
modern vergiler, Cern’deki deneyler, Mars’ta hayat olup olmaması…
ya da kendimi bulmalıyım.

[2- dışarısı hali]
[vapurda]
sadece vapurlarda güzel gün batımı.
sadece vapurlarda cimriliğim gelmez aklıma.
simitimi paylaşırım martılarla.
[arabada]
hızlıca geçip gitmek yol kenarlarına bakarak…
insanları, çakalları, koyunları, oyunları, ağaçları, çöpleri sayarak.

[1-akşam hali]
istanbul henüz sönen bir mumdur.
ve istanbul’u sadece apartman,araba ışıkları.. ve ay ve de tinerci tenekeleri aydınlatır
artık.

odanı aydınlatan bir mum ışığı.
mumu değil, gözlerini söndür.
uyku vakti!
her zaman uyku vaktidir.
hayat:
hayat dışarıda.
akşam oldu:
istanbul henüz sönen bir mumdur artık.

ne içindeyim zamanın

May 9, 2009

ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir anın
parçalanmaz akışında.

bir garip rüya rengiyle
uyuşmuş gibi her şekil,
rüzgarda uçan tüy bile
benim kadar hafif değil.

başım sükutu öğüten
uçsuz bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş.

kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim,
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatlerim – Paul ÉLUARD

October 31, 2008

İnsan oldum kaya oldum
İnsanda kaya oldum kayada insan
Havada kuş oldum kuşta gökyüzü
Soğukta çiçek, güneşte nehir oldum
Şebnemde parlayan şey
Kardeşçesine yalnız kardeşçesine hür

Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı

Seyahate Davet – Charles BAUDELAIRE

October 31, 2008

Kardeşim, yavrum,
Sana benzeyen bir yer
Düşünüyorum;
Gidip orda beraber
Yaşamanın, sevmenin,
Sevmenin ve ölmenin
O yerde bir gün,
Saadetini düşün.
Karışık göklerinin
Islak güneşlerinde,
O hain gözlerinin,
Bol yaşları içinde
Daima parıltılı
Gözlerinin esrarlı
Cazibesi var.

Orda ne varsa süs, sükun ve şehvet,
İntizam ve güzellikten ibaret.

Üstünde güya
Senelerin cilası
Parlayan eşya
Süslerdi odamızı;
Bu bulunmaz çiçekler,
Kokularını amber
Kokularına
Mezcederdi boyuna!
Orda tavanlar zengin,
Ve derindir aynalar;
Her köşede sevdiğin
O şark ihtişamı var.
Her şey kendi dilince
Ses verir bize;
Ve kalbini gizlice
Gösterir bize.
Orda ne varsa süs, sükun ve şehvet,
İntizam ve güzellikten ibaret.

Bir baksaydın bu
Kanallarda ne kadar
Serseri ruhlu,
Uyuyan gemiler var;
Hem gidermek içindir
İnan ki en küçük bir
Arzunu, onlar
Uzaktan geliyorlar.
O akşamlarda gurup,
Tarlalar ve kanallar
Ve bütün şehri yakut
Ve altınlara boğar.
Orda kainat hulya
İle sarhoştur,
Sıcak, sıcak bir ziya
İçinde uyur.

Orda ne varsa süs, sükun ve şehvet,
İntizam ve güzellikten ibaret.

Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı

Başka türlü bir şey

August 29, 2008


başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..

Can Yücel

Ağaç

August 4, 2008

İlk yaprakları yeşeriyordu ağacın
Tomurcuk tomurcuk, tek tek.
"Alayım mı onları elinden?" dedi
Kırağı sürünerek.
Saçtan tırnağa titreyip ağaç
"Hayır" dedi, yalvararak,
"Çiçek açıncaya kadar
Onları rahat bırak."

Tomurcuklandı çiçekleri ağacın
Ötüştü bütün kuşlar.
"Alayım mı onları elinden?" dedi
Esintiyle rüzgâr.
"Hayır" dedi sallanırken ağaç,
Titremeden yaprak yaprak.
"Çiçek açıncaya kadar
Onları rahat bırak."

Yaz ortası sıcağında
Ağaç meyvesini verdi.
Çocuk dedi: "Toplayabilir miyim
Artık yemişlerini?"
Eğerken yüklü yapraklarını ağaç
"Tabii" dedi, "toplayabilirsin
Al hepsini,
Hepsi senin için."


Björnstjerne Martinius BJÖRNSON

Çeviren : L. Sami AKALIN