Archive for the ‘Uncategorized’ Category

basit bir yaratıcı düşünme tekniği / dilimle ve doğra

December 8, 2017

Gerek disiplinlerin içindeki (felsefede teknik bilgi denilen bilgi şekli), gerekse de gündelik hayatta (buna da filozoflar gündelik bilgi diyorlar ) kullandığımız bilgide muazzam bir artışın olduğu çağdayız. Disiplin için örnek verecek olursak bilgisayar bilimlerini düşünelim. Son 50 yıl içerisinde bu alan öylesine alt dallara ayrılmıştır ki, tıpla yarışır duruma geldi.Şifre çözme hevesiyle başlanılan bu bilim dalı, Yapay zekadan tutun da dijital para konusuna kadar, programlama paradigmalarından veri saklama yöntemlerine kadar birbirinden kopuk onlarca alt alana ayrılmıştır. Hatta veri saklama yöntemlerinde bile kendi içinde ciddi ayrışmalar olduğunu görüyoruz. Bir çok veri saklama yöntemi olup bunların her biri bilimsel bir dal niteliği kazanmıştır : hiyerarşik veri saklama, ilişkisel veri saklama, (relational database ) , ilişkisel olmayan veri saklama (NoSql) vs.. gibi.

Gerek uzmanlaşmalar gerekse de bilgideki yığılmalardan dolayı “yaratıcılık” kavramı ön plana çıkmaktadır. Peki neden? Tabii ki yeni alanlar, yeni ürünler ve de en nihayetinde yeni bilgilere ulaşmak için. Bazı düşünürlerin “yaratıcı insan olma özelliğinin” önümüzdeki yıllarda endüstri için yükselen trend olacağına dair iddiaları vardır. Kesin buna “homo creatus” gibi alengirli bir isim de bulurlar diyecektim ki öyle bir şeyler de varmış : ) işte burada

Neyse bu “standart linkedin geyiklerini” bir kenara bırakalım : ) Acaba yaratıcılık doğuştan mıdır? Bunun arkasındaki bilişsel süreçler nelerdir? Bu konu üzerine düşündüğüm bir alan. Beynin belirli bölgelerinin doğuştan bazı işleri yapmaya hevesli (yani programlı) olduğunu biliyoruz. Dil işleyen, kelimelerin anlamlarını bilen, duyguları yöneten, analiz eden, sayıları kullanan, zihinsel uzamda nesneleri yaratabilen alanlar… Biraz soyutlama yaparsak zihnimizin yaptığı en temel dört işlev olduğunu düşünüyorum. Bu işlevler:

1. Ayırır.
2. Değerlendirir.
3. Birleştirir.
4. Bunları bir referans ile yapar.

Peki neyi ayırır, neyi değerlendirir ve neyi birleştirir? Bunları ne oranda yapar? Bir disiplin bağlamında düşünelim hadi. Mesela felsefe alanında çalışıyoruz ve diyelim ki Aristo’nun Kategoriler kitabını okuyoruz. Ne yaparız? İlk önce bu kitaptaki temel kavramları bir yere “AYIRIRIZ” yani analiz yaparız. Daha sonra her bir kavramı “DEĞERLENDİRİRİZ”. Bu değerlendirme bizi Aristo amcayı haklı bulmaya götüreceği gibi, ona karşı anti-tez oluşturmaya da götürebilir. Ama gerek haklı kılma aşaması olsun, gerekse de karşı çıkma durumu olsun yaptığımız bir şey daha var. O da AYIRDIĞIMIZ ve DEĞERLENDİRDİĞİMİZ şeyleri kendi düşüncelerimiz/inançlarımız (REFERANS) etrafında BİRLEŞTİRMEK’tir.

Buradan hareketle de “yaratıcılık” alanında bu işlevleri kullanabiliriz. Tabi bu sanatsal bir yaratıcılık (yani sezgilere, rüyalara, ilhama dayanan) olmayacaktır. Buna “endüstriyel yaratıcılık” demek daha doğru olur. Gerçi sanatsal yaratıcılık da dönüp dolaşıp zihnin bu dört işlevine geliyor olabilir. Onların endüstriyel yaratıcılardan farkı bu durumu daha da içselleştirmiş olmaları olabilir. Bu konuda tam emin değilim. Düşünmek lazım.

Neyse şimdi uygulaması son derece basit bir yaratıcılık tekniğine gelelim. Michael Michalko’nun “Dilimle ve Doğra” adını verdiği bir teknik var. Bu tekniğin adımları basitçe şöyledir :

1. sorunu belirle.
2. sorunu analiz et. 
3. Mümkün olduğu müddetçe incelenen nesneye ait çokça nitelik listele.
Her bir niteliği teker teker ele alıp bunları değiştirme yollarını ara.
 3.1. Niçin bunun böyle olması gerekiyor?
 3.2. Bu başka ne şekilde yapılabilir?
4. yukarıdaki adımda belirtilen sorulara cevaplar ara. açık zihinli ol.

Bir örnek yapalım. Sadece kurşun kalemlerin olduğu bir çağda yaşadığımızı düşünelim. Bu kalemin özellikleri nelerdir?

gövdesi tahtadandır.
gövdesi silindir.
gövdesi yeşil/kırmızı gibi tek bir renge sahiptir.
tek bir renge sahip. bir kalem ya kırmızı ya da siyahtır vs..
kalem tıraş ile açmak gerekir.
üst ucunda silgi bulunur.
kokusuzdur.
belirli bir rengi vardır.
tahtanın içinde işaret bırakmaya yarayan grafit maddesi vardır.

şimdi düşünelim. kurşun kalemin gövdesi gerçekten tahtadan olmak zorunda mı? başka bir şey olamaz mı? belki yenilebilir bir maddeden yapılabilir. kalem tıraş ile açtıktan sonra yeriz : ) silindir şekli altıgen olamaz mı? ya da gövde rengi bulunduğu ortamın ışık seviyesine göre değiştirilemez mi? kalem kokulu bir hale getirilemez mi? bir zamanlar kokulu silgiler vardı hatırlarsanız. aynı zamanda bir kalem iki farklı renkte neden yazmasın? bir ucu siyah diğer ucu kırmızı olabileceği gibi, grafitin boydan ikiye bölünerek farklı iki renk de içerebilir. peki gerçekten kurşun kalemi açmamız mı gerekiyor? bu sorunu başka bir şekilde çözemez miyiz? durum üzerine düşünürsek belki grafiti dışarıdan entegre edebileceğimiz bir kalem tasarlayabiliriz (namı-diğer uçlu kalem) grafit kullanmak zorunda mıyız? başka bir maddeyle kağıt üzerinde iz bırakabiliriz belki de?

Biliyorum çok basit bir örnek oldu ama göstermek istediğim nokta şu. üzerinde çalıştığımız nesneyi niteliklerine ayırdığımız zaman ve bu niteliklere sorular (niçin/neden ve başka yolu yok mu? şeklinde) yöneltiğimiz zaman pasif olan zihnimiz birden harekete geçiyor. aslında yaratıcılık için önemli olan başka bir noktayla karşı karşıya geliyoruz: SORU SORMAK.

kaynak : https://www.mycoted.com/Slice_and_Dice

Advertisements

Algorithm of Hebb Net

November 20, 2017

Hebb net is the simplest and earliest learning algorithm. If the interconnected neurons are both “on” or “off“, then learning occurs by modification of the weights.

Algorithm:

  1. initialize all weigths. w[i]=0
  2. for each input training vector and targer output pair, s:t, do steps 3-5
  3. set activation for output units: x[i]=s[i] i= 1 to n
  4. set activation for output unit : y=t
  5. adjust the weights (for each i) and bias :

         w[i](new) = w[i](old)+x[i]*y
         bias(new) = bias(old)+y

Java implementation of AND Logic in Hebb Net with bipolar representation is below:

public class Neuron {

	private int weight;

	public void updateWeight(int input, int targetValue) {
		weight += input * targetValue;
	}

	public int getWeight() {
		return this.weight;
	}

	public int fire(int inputValue) {
		return inputValue * weight;
	}

}


public class HebbNet {

	private Neuron[] _neurons;
	private int inputSize;
	private double bias;

	public HebbNet(int countOfInputNeurons) {
		this.inputSize = countOfInputNeurons;
		_neurons = new Neuron[countOfInputNeurons];
		for (int i = 0; i < countOfInputNeurons; i++) {
			_neurons[i] = new Neuron();
		}
	}

	public void train(int[] inputValues, int targetValue) {
		for (int i = 0; i < inputSize; i++) {
			_neurons[i].updateWeight(inputValues[i], targetValue);
		}
		updateBias(targetValue);
		// printNewWeights();
	}

	@SuppressWarnings("unused")
	private void printNewWeights() {
		for (int i = 0; i < inputSize; i++) {
			System.out.print(_neurons[i].getWeight() + " ");
		}
		System.out.println();
	}

	private void updateBias(int targetValue) {
		setBias(getBias() + targetValue);

	}

	public int giveAnswer(int[] inputValues) {
		int sum = 0;
		for (int i = 0; i < inputSize; i++) {
			sum += _neurons[i].fire(inputValues[i]);
		}
		return sum + getBias() > 0 ? 1 : -1;
	}

	public double getBias() {
		return bias;
	}

	public void setBias(double bias) {
		this.bias = bias;
	}
}


public class LearningLogicWithHebb {

	final static int _TRUE = 1;
	final static int _FALSE = -1;

	public static void main(String[] args) {

		int[] input1 = { _TRUE, _TRUE };
		int[] input2 = { _TRUE, _FALSE };
		int[] input3 = { _FALSE, _TRUE };
		int[] input4 = { _FALSE, _FALSE };

		HebbNet hebbNet = new HebbNet(2);

		hebbNet.train(input1, _TRUE);
		hebbNet.train(input2, _FALSE);
		hebbNet.train(input3, _FALSE);
		hebbNet.train(input4, _FALSE);
		System.err.println("----------------");
		System.err.println(hebbNet.giveAnswer(input1));
		System.err.println(hebbNet.giveAnswer(input2));
		System.err.println(hebbNet.giveAnswer(input3));
		System.err.println(hebbNet.giveAnswer(input4));
	}
}

Resource : Fundamentals of Neural Networks by Laurene V. Fausett

felsefe okuma rehberi

October 26, 2017

her şeyden önce yapılması gerekilen tek ve en önemli şey yöntemi öğrenmek ya da bir yöntem keşfetmektir. felsefe okuma ve anlama üzerine Nigel Warburton’un bu işi üstlendiği bir kitabı var. “felsefe okuma rehberi”

her ne kadar kitabın içinde felsefe kelimesi geçse de Nigel okuma,dinleme,tartışma ve yazma kapsamını ayrı ayrı ele alıp her bir bölümde öneriler sunmaktadır.

şimdi her bir bölümdeki önerileri inceleyeceğiz. ama ilk önce giriş yapalım.

GİRİŞ

felsefi düşüncelerle bir muhbir ya da mahalle dedikodusu gibi değil de filozof gibi uğraşmalıyız. peki “filozof gibi uğraşmak” tam olarak nedir?

filozoflar faaliyetlerinde,kendinden önceki fikirleri veyahut kendi çağındaki sorunları inceler, anlar, eleştirir, yorumlar ve yeni açıklamalar öne sürer. her filozofun vereceği cevaplar vardır. bu süreçte kavramlar geliştirip belirli yöntemlerle bu kavramları birbirlerine eklemleyerek yeni düşünceler üretir. örnek verecek olursak descartes’in uğraştığı temel sorun neyi kesin olarak bileceğimiz ve bunu hangi yöntemle ispatlayacağımızdır.o kuşkuculuk yöntemini kullanıp, düşünen kendisi dışında şüphe edeceği hiç bir şey olmadığını önerir. ve geri kalan fikirleri bu temel postulat üzerine kurar.

yukarıdaki açıklamayı özetlersek felsefi faaliyetler:

  • sorun ya da sorunları ele alıp kafaya takmak
  • çözüp için kavramlar üretmek
  • kavramlar çerçevesinde düşünmek
  • eleştirel bir tavır takınmak
  • yorumlama yapmak
  • ve açıklamaktır.

Bu faaliyetlerle filozoflar bize bazı fikirler iletmeye çalışırlar. bu noktada okuyucuya düşen şey iletiyi anlamak, filozofun ne tür düşüncelere tepki verdiğini fark etmek ve geçerli olan argümanlarını ortaya çıkarmaktır.

yani nihai amacımız :

  1. sorunu anlamak
  2. argümanları ve temel kavramları anlamak
  3. onlarla uğraşmak/eleştirmek/yorumlamak.

anlama sürecimizi 4 temel parçaya böleceğiz.

  1. aktif metin okuma
  2. aktif dinleme
  3. aktif tartışma
  4. aktif yazma

amacımız öğrenilmiş bilgiyi idrak edilmiş bir seviyeye çıkarmaktır. şimdi bu 4 temel parçayı teker teker ele alalım.

1. AKTİF OKUMA

argüman, bir sonuca yol açan nedenler ve kanıtlar göstererek yapılan açıklamadır. argüman net bir şekilde ortaya konulunca muhakeme süreci sağlıklı bir şekilde izlenir.

felsefi metin bir soruya/ya da sorulara cevap veren argümanlar zinciri üzerine kurulur. bu argümanlar kavramlardan oluşan mantık önermelerinin birbirlerine bağlanmasıyla oluşturulmuştur. dolayısıyla metin okumada bu kavramların ve argümanların tespit edilip eleştiriye tutulması gerekmektedir.

argümanlar ve kavramlar içeren cümlelerin altını çizebiliriz. bunlar üzerine düşünüp eğer farklı yaklaşımımız varsa metnin kenarına kendi antitezimi yazmalıyız. aynı zamanda o andaki temel sorunun ne olduğunu da not alabiliriz.

sürekli olarak aşağıdaki soruları aklımızda tutmalıyız (i):

  • yazar ne demek istiyor?
  • yazar haklı mı?
  • argümanlarının dayanakları ne?
  • temel varsayımları doğru mu?
  • hangi bakış açısıyla sorunu ele almış?
    gibi soruları sürekli aklımızda tutup bu gözle metni okumaktır.

bu soruları cevapladıktan sonra filozofun gerçekten hiç bir açık vermeden sonucu garanti ettiğini de kontrol etmeliyiz.

her şeyden önce kitabın kendisini de bir nesne olarak ele alıp aşağıdaki gibi değerlendirmeye tabi tutabiliriz. bu belki de en başta yapmamız gereken şeydir.

  1. kitabın adı : kitabın merkezi teması hakkında bilgi verir.
  2. kitabın arka kapağı : kitabın ana konuları, yazarın bakış açısı konusunda çok kısa bilgiler verir.
  3. kitabın giriş kısmı : kitabın ana çizgisi ve argümanın ana çizgilerini gösterir.
  4. içindekiler bölümü : kitabın yapısını gösterir.

ilgili kitabı ya da makaleyi okumadan önce direkt sonuç bölümünü okumak ve kitap/makale üzerine yapılmış çeşitli eleştirileri okumak da fayda sağlayacaktır. sonra genel bir göz gezdirmeden sonra (i) kısmında bahsettiğimiz soruları aklımızın bir köşesinde tutarak kitabı/makaleyi okuruz. bu arada unutmadan söyleyelim. yürümek zihin açar. kitaba ara verdiğimizde yürüyelim : )

iyi yazarların kullandığı bazı teknikler vardır. bu teknikler de kitabı anlamımızı kolaylaştıracaktır. bu teknikler:

  1. paragrafı, kılavuz düşüncelerini/temel argümanlarını ve kavramlarını sunarak açarlar.
  2. sonra bu argümanları nedenleriyle birlikte geliştirip paragrafları devam ettirirler.
  3. bir sonuca ulaşırlar.

2.AKTİF DİNLEME

felsefi metinleri dinlemek/izlemek/okumak genellikle zordur. bu zorluğun nedenleri :

  1. bilimle kıyasladığımızda felsefede olgu ve olayların sayısı çok azdır. dolayısıyla öğrenilmesi gerekilen şeyler felsefi fikirlerin kavramları ve bu kavramların birbirleriyle olan ilişkileridir.
  2. bu kavramların/fikirlerin öğrenilmesi yoğun bir okuma/dinleme/araştırma süreci gerektirir. okunulan metinde konuyu açıklayan iyi örneklere rastlamak bazen zordur.
  3. dinleme aşamasında ise daha ciddi bir sorun vardır: dinlerken hem düşünürüz hem de anlamaya çalışır hatta gerekiyorsa tartışırız.
  4. aynı zamanda felsefenin soyut bir düzeyde olması onun izlenmesini zorlaştıran başka bir etkendir.

filozof, “tikel bir videoyu sansürlemek ahlaki midir?” sorusuyla değil de daha çok “sansür her zaman yanlış mıdır?” tarzında tümel bilgi içeren sorularla uğraşır. tikellerle uğraşmak genel noktaları açıklar, derine inmez ve genellemeleri zayıflatan karşı-örnekler sunar.

dinleme eyleminden önce konu hakkında genel fikirler edinmeliyiz:

  • anahtar terimler nelerdir?
  • konuyla ilgili felsefi tartışmaların genel hatları nelerdir?
  • sözlük,ansiklopedi vs.. gibi kaynaklar gerekli midir?

arkadaşlarla yapılan tartışmalar dinleme eylemimizi geliştirecektir. böylece:

  • sınırlarımızın farkına varmış olacağız
  • aynı zamanda başka kişilerden gelen farklı sorularla muhatap olup, farklı bakış açıları elde edeceğiz.

3.AKTİF TARTIŞMA

öğrendiklerimize dair ne bildiğimizi yani fikirlerimizi araştırmayı, bunları açık ve kesin bir biçimde ifade etmeyi aynı zamanda düşüncelerimizi geliştirmeyi tartışma ile öğreniriz. bu süreç soru sorma ve verilecek cevaplandırmaları temellendirme üzerine kuruludur.

birisi bize karşı çıkana kadar aslında neyi savunduğumuzu tam olarak bilmeyiz. neye inandığımız bile tam olarak netleşmemiştir kafamızda. tartışma tam bu noktada bize yardımcı olur. kavramlarımızın aslında ne anlama geldiğini ve bunları birbirine nasıl bağlayacağımızı keşfederiz. dili – dil  (daha doğrusu sorulan sorular ) düşünme sürecini yönlendiren en güçlü şeydir – aktif olarak kullandığımız için en derin sorulara odaklanmış oluruz.

tartışma esnasında karşımızdaki kişiyi de incelemiş oluyoruz. fikirlerini nasıl savunuyor, bulunduğu konumdaki kusurlar nelerdir? yani bu sürecin en ayırt edici özelliği, birbirlerinin argümanlarını zayıflatan eleştiriler üretmektir. bundan dolayı dayanılan argümanların sağlamlığı önemlidir. felsefi tartışma retorikle ikna etme sanatı değildir, sağlam kanıtlar/nedenler sunma etkinliğidir.

felsefenin kökeninde, insanlığın durumundan doğal olarak çıkan zor sorular vardır. neden buradayız? neden varız? gerçeklik nedir? ahlaki olan nedir? modern sorular da vardır tabi: zihin nedir? nasıl anlarız?  bundan dolayı sorularımız insanlığı ilgilendiren zor hatta bu zamana kadar sorulmamış genele ters düşen sorular olmalıdır.

tartışmada kendimizi özlü bir şekilde ifade etmeliyiz. yanıtları kısa tutmak, etkileşime ve daha fazla berraklaşmaya zaman bıracaktır. argümanları berraklaştırmak demek eleştirmek ve geliştirmek demektir. bir konunun özünü kavramak demektir.

 

4.AKTİF YAZMA

yazmak düşünmektir. yani düşünme faaliyetinin bir parçasıdır.

deneme yazınca da:

  • sınırlarının farkına varırız
  • yapılandırmayı öğreniriz
  • dili ve kelimeleri ve de o an akla gelen soruları kullanarak kendimize karşı argümanlar üretiriz ve bunlara karşı kendimizi nasıl savunacağını fark ederiz. yani düşüncelerimizin kırılgan noktalarının farkına varırız.

felsefi kuramları:

  1. özetlemeliyiz
  2. eleştirmeliyiz
  3. başka teorilerle karşılaştırmalıyız
  4. yeni durum ya da vakalara uygulamaya çalışmalıyız.tikel bir şey bu teoriyle uyumlu mudur? ya da hangi tikel vaka bu teoriye uymaz? bu tarz sorular üretip cevaplar aramalıyız.

örneğin: faydacılık nedir? Ahlaka ilişkin yeterli bir açıklama sunar mı? işlevselciliğin ana argümanları nelerdir?
zihin doğuştan boş mudur? yoksa doğuştan bir şeyler var mı? bunu nasıl örnekleriz? bu fikirlere nasıl varırız?
ender bir bitkinin hakları olabilir mi?

yazmaya başlamadan önce plan yapmak gereklidir. her paragrafın ana konularını gösteren bir taslak olsun.

yazma edimi düşünceyi harekete geçirir.konuyu berraklaştırır, düşünceyi sorgular. yalnız şu tuzağa düşmemeliyiz: bilinç dışı bize sürekli eksik olduğumuzu, biraz daha okumamız/araştırmamız gerektiğini söyleyerek bizi yazmadan uzaklaştırır.

kime hitap ettiğimiz önemli olduğu için kelimeleri seçme ve cümleler oluşturmada dikkatli olmalıyız. bir cümle daha iyi nasıl ifade edilir? bunu sürekli aklımızın bir kenarında tutmalıyız.

ayrıca şu kavramların farkını bilmeliyiz. geçerli/geçersiz sözcükleri argümanlar için kullanılır. doğru/yanlış sözcükleri ise önerme ve kavramlar için kullanılır. ek olarak aşağıdaki kavramları bilmek ve tanımak da önemlidir :

  • çürütmek : bir önermenin yanlışlığını göstermek
  • reddetmek : önermeyi yadsımak
  • çelişki: iki önermenin aynı anda doğru olamamasıdır. ankara türkiye’nin başkentidir önermesi ankara türkiye’nin başkenti değildir önermesiyle çelişir.
  • karşıt: karşıt iki önerme aynı anda doğru olamaz. ama ikisi de yanlış olabilir. kediler en iyi evcil hayvanlardır. köpekler en iyi evcil hayvanlardır. ikisi de yanlış olabilir.. çünkü japon balığı da en iyi evcil hayvan olabilir.
  • tarafsız: ön yargısız
  • ilgisiz: lakayıt
  • ima etmek : öncüller bir sonucu ima eder ama çıkarım yapmazlar.
  • çıkarım : öncüllerden mantıksal yöntemlerle bir sonuç çıkarma işidir.

yazarken konuyu ima etmek yerine onu açıklamalıyız. örneğin : “descartes’in argümanı döngüsellik suçlamasına maruz kalır. bu suçlama tamamen haklıdır” son derece boş bir cümle yığınıdır. çünkü bunları okuduğumuz zaman:

  1. neden tamamen haklılar? destekleri ne?
  2. argümanları neler? belli değildir.

denemenin amacı savunma yapmaktır. varılan sonuçlar gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

değinilen noktaların:

  • konuyla ilgisi ne?
  • kanıtları ne?
  • soruyla ilgisi ne? bunlar netleştirilmelidir.

karşı argümanları da incelemeliyiz. kendi örneklerimizi bulmalıyız. kaynakça eklemeyi de unutmamalıyız.

 

“anlatma, göster!” nedir?

July 21, 2016

dramatik mevzulara (tiyatro, kurmaca yazımı,sinema vs..) ilgisi olanların hep karşına çıkan mottodur “anlatma, göster!”
bu lafın söylendiği yerlerde, fazla detaya girilmez, üstün körü geçiştirilir. şimdi detaylı olarak inceleyelim ne demekmiş bu.

karakter, kurmacadaki olayları yaşarken, o da bizim gibi deneyimler, his eder, düşünür. dışarıdan ona baktığımız zaman arabanın kapısını kapamış, anahtarı da kontakta unutmuştur. bu görülen şeyi olduğu gibi anlattığımızda okuyucular karakterin yaşadığı deneyimleri yaşamamış olacak, böylece eser de ilgi alaka yaratmayacaktır.
eğer olayı okuyucuların beş duyusuna, hayal gücünü ve duygularına hitap edecek şekilde yeniden düzenlersek başarıya ulaşırız: “ayşe, aniden arabadan çıkıp kapıyı hızla kapadı. gözleri camdan kontağa takıldı. anahtalar orada sallanıyordu.”Lanet olsun!” dedi.” evet olayı bu şekilde ifade ettiğimizde ayşe’nin arabadan nasıl çıktığını, anahtarı nasıl farkettiğini görüyor, ne söylediğini duyuyoruz.

toparlıyoruz.
anlatma => “ayşe, anahtarları arabada unuttuğunu farketti.”
gösterme => “ayşe, aniden arabadan çıkıp kapıyı hızla kapadı. gözleri camdan kontağa takıldı. anahtalar orada sallanıyordu.”Lanet olsun!” dedi.”

nasıl göstereceğiz? bunun cevabını kendimizi sanal gerçeklik dünyasında farz ederek arayacağız. hikayedeki karakterin başına gelen olayı sanki biz ilk kez tecrübe ediyormuşuz gibi hareket edip, bu tecrübeyi dile getirecek doğru kelimeleri/cümleleri bulmalıyız. bu deneyimde hissettiğimiz duygular, düşünceler neyden, nasıl ve niçin oluşuyor incelemeliyiz.

bir şeyi anlatırsak, onu okuyucuya dikte etmiş oluruz. bu, onları aptal yerine koymak, onların hayal gücüne güvenmemektir. ama bir şeyi gösterdiğimizde ise sadece o anki olay/duygu ve düşünceye ilişkin kanıtları sunmuş oluruz. bu kanıtların birleştirilip değerlendirilip yorumlanması ise okuyucuya kalmıştır. sonucu onlar çizer.

yani gösterme:

  • okuyucu zekasına saygı gösterir.
  • onu hayal kurmaya teşvik eder.
  • eğlendirir.
  • duyguların kolayca geçmesini sağlar.
  • yazma işini interaktif hale getirir. “noluyor lan burada?” sorusu sürekli kafada dönüp durur.

“ali sinirliydi.” direkt sonucu söyledik yani anlattık.
“ali sertçe elini masaya vurdu.” burada bir kanıt var. neyin kanıtı? ali’nin sinirli olduğunun kanıtı.

Kurmacada anlatma yaptığımız yerleri nasıl yakalarız?

Duyguları isimlendirmişsek

“Ali kızgındı” gibi bir ifade yanlıştır. yine yargıya varmış oluyoruz. bunun yerine kızgınlık belirten eylemleri, düşünceleri, hisleri anlatmamız lazım.
“Ali elindeki oyuncak arabasını hızlıca geri sürdü. halının tüm tüyleri tekerleklere toplanıyordu. durdu. arabayı yerden kaldırıp duvara fırlattı. bir taraftan da hıçkırarak ağlıyordu.” bu gözümüzde canlandı.

tanımlayıcı diyalog teknikleri kullanmışsak

eğer karakter tıslarsa, fısıldarsa vs.. bunu sıfat ve zarf kullanarak anlatma.
“fısıldayarak: ‘nasıl olduğunu bilirsin’ dedi.” => anlatma
“iki eliyle ağzını görünmeyecek şekilde kapattı. söylemek istediğini ben dışında herkesten saklamak istiyordu:’nasıl olduğunu bilirsin’ dedi. ” => gösterme

“için” kullanımı

“için” kelimesini kullanıldığı zaman olayın nasıl gerçekleştiğini göremiyoruz.
“Ali kılıcı almak için mağaraya gitti” => anlatma
“Ali mağaraya girdi. Duvara saplanmış kılıcı çekip aldı.” => gösterme. hem de basit cümlelere indirgendi.

“yardımcı” ve “olma” fiileri

“olabilir, -dir,-idi,-dır ” gibi yapıları kullandığımızda yine bir yargıya varmış olacağız. okuyucunun kafasında hiç bir şey canlanmayacak.
“ali nefes alamıyor.” => anlatma
“ali’nin dudakları mavileşmeye başladı. göğüs kafesi daha az inip çıkıyordu. yüzü sarardı” => gösterme. hem daha fazla detay vermiş oluyoruz. direkt sonucu göstermek yerine okuyucuya kanıtlar sunuluyor.

“fark etti”, “merak ediyordu” gibi düşünceler

bu tarz kelimeler, karaktere ilişkin iç sesi vermiyor.
“ayşe köşeyi dönünce gözden kayboldu. ali, onu bir daha görüp göremeyeceğini merak ediyordu” => anlatma. ali’nin merak ettiğini söylüyor sadece.
“ayşe köşeyi dönünce gözden kayboldu. ali, onu tekrar görebilecek miydi? .. ” => gösterme. ali’nin gerçek niyetine ulaşıyoruz. hatta içsel / bedensel ifadelerle daha da zenginleştirilebilir.

“gördü”/”tattı”/”duydu”/”hissetti”/”dokundu”

bu kelimeler okuyucuya olayı/durumu tecrübe etmesine izin vermez.
“ali silah sesi duydu.” => anlatma. sonucu veriyor bize.
“silah sesleri dağlardan yankılandı.” => gösterme. durumu ali’yle birlikte biz de tecrübe ediyoruz. bu yaklaşım bize detayları girip, yoğun bir anlatım yapmamızı sağlar.

benzetmeler

“gibi, benzeri, aynısı ” gibi kelimeler.
“ezilmiş gibi hissediyorum.” => anlatma. bu tarz ifadelerin çok kullanımı da iyi değildir.
“ezilmiş bir et parçasıydım.” => bu da anlatma ama daha iyi.
“doğrama tahtasına yatırıldım. daha ne olduğunu anlayamamışken dövme aleti kafama kafama inmeye başladı. tabana biraz daha yaklaştım.”=> gösterme

“hemen”/”çabucak”/”sonuçta”

bu zarfları/kelimeleri o anki durum ve koşullardan yararlanarak başka bir şekilde anlat.
“ayşe hemen kapıya baktı.” => anlatma
“ayşe elindeki tabağı yıkamadan tezgahın üzerine koyudu. suyu kapamadan hızlı adımlarla kapıya yöneldi.” => gösterme

genelleştirilmiş sıfatlar/sıfatlar

bir şeyin nasıl olduğunu gösterir sıfatlar.
“sıcak bir gündü.” => “hayvanların su kapları bile buharlaşmıştı. köpekler gölgelik yerler arıyorlardı. insanlardan boş yer kalmamıştı. adım atsan ter içindeydin.”
“kalabalık ve gürültülü bir restorana geldik.” => “parti vardı. 5 yaşındaki bir çocuk, etrafında arkadaşlarıyla pastayı ortaya almışlar. adım atılacak yer yok. ses desen.. çocuk sesleri köpek havlamalarına karışmış, bebek ağlamalarıyla büyüklerin konuşmalarını ancak bastırıyordu.”
o anki olayın/kişinin bulunduğu çevresel koşulları kullanarak anlat.

Önemli Noktalar

  • dümdüz duraklamadan takılmadan düşünmeden yaz.
  • sonra yukarıdaki kriterlere göre metni düzelt, detaylara gir.
  • kurmacaya faydası olmayan detaylara, benzetmelere girme.
    • “ali arabayı ayşe’nin evine doğru sürdü.” => eğer trafik ve bu yolculuğun bazı detayları önemsizse bu lafa gerek yok.
      yerine => “ali yarım saat sonra ayşe’nin evindeydi.” de.

kaynak: https://www.amazon.com/Showing-Telling-Fiction-Writers-Guides-ebook/dp/B00J3CUEZM#navbar